MTB Academia

Aşk

Dört kelebek ateşin gerçek sırrına ulaşmaya karar verirler…

İlk kelebek ateşin uzağından geçip gelir ve şöyle der;

“Ateş aydınlatan bir şeydir.”

Bu gerçeğin tam bilgisi değildir…

İkinci kelebek ise ateşe biraz daha yaklaşıp döner ve şöyle der;

“Ateş ısıtan bir şeydir.”

Bu da gerçeği anlatmak için eksiktir…

Üçünü kelebek ateşe iyice yaklaşır, alevler kanatlarına değer geçer ve döndüğünde, “işte ateşin gerçek bilgisi” der, “ateş yakıcı bir şeydir.”

Dördüncü kelebek bununla yetinmez.

Ateşin çevresinde döner, dolanır, kavrulur ve birden bire ateşin içine dalarak bir an parladıktan sonra, alevlerin içinde görünmez olur…

Ateşin gerçek bilgisini anlayan tek kelebektir o…

İnsan sevmek , O’nun sevgisiyle yanmak ister. Biz genellikle sevgi ile beğeniyi karıştırırız.   

İnsan sevdiğinde; Sevdiğiyle olmak ister!.                                                                                                                              

Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimizden, beğeni  ile sevgi ‘yide  karıştırırız.                                                                                                           

Beğeni; yanında “sahip olma” arzusuyla ortaya çıkar.

Bir şeyden, birinden hoşlandığımızda, beğendiğimiz şeye sahip olmak ve üzerinde hüküm kurmak isteriz. 

Sevgide ise; Yalnızca sevdiğin için yaşamak istersin!. .                                                                                                     

Yalnızca onunla olmak, yalnız onun olmak.

Seven, sevdiğinde yok olur . Sevdiğin öylesine sarmıştır ki seni, her şeyde, onu hatırlatırsın; Yakınlık bile uzak gelir sana.  Sen kaybolursun…   O ‘olur her yerinde.  O’nun gözüyle bakar, O’nun diliyle konuşmaya başlarsın.  Gözün O’ndan başkasını görmez, kulağın  O’ndan başkasını duymaz, elin O’ndan başkasını tutmaz olur.  Her an sana sahip olmasını, her an seni kucaklamasını istersin. 

Bedensel  yakınlık bile, uzaklık gibi gelir sana. Ve  O’nun la,  bir bütün olmayı dilersin!..  Gün gelir kaşında, gözünde, yüzünde, dilinde sevdiğini görürler de, “sen  O olmuşsun” derler.         

Bazıları da, “sevdiğini” zanneder.  Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra, BEN’inden (Ego) kopamaz,  parasından, yakınlarından,  içinde yaşadığı ortamın güzelliklerin den  ve  etraftan kopamaz. Derken kusurlar görmeye başlar sevdiği sandığının üzerinde…  Eksiklikler, yetersizlikler  görmeye başlar…  sevdiğini zannettiğini acıyla seyretmeye başlar. Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları.  Artık O’na sevgisi bitmiştir. Beğeniyi, sevgi sanmıştır! Eğer uzaklaşma karşıdan gelmişse, bu defa nefret’e döner beğeni’si,  intikam alma duygusu gelişir;  vicdanla intikam duyguları arasında bir o yana bir bu yana sürüklenir durur.

Gerçek sevgi ,sevenin  Özünden gelir!.. Yaratan’ın kulunu sevdiği gibi  Seven, karşılıksız sever!…  Beğenen karşılığını ister!..  Bilmez sevginin ne olduğunu!.. Kelebek gibi atamaz kendini ateşe.  Gerçek sevgi  sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise kaçmayı!.. Beğeni  yada sevgi diye adlandırdığın şey aslında kendinde göremediğini Onda görmek ve kendini tamamlamak adına onunla bütün olmayı yaşamak içindir. O yüzden, İçinde, özünde hissedip açığa çıkaramadığını karşısındakinde bulduğun anda onu sevmeye başlarsın. Ve aslında bu özüne duyduğun SEVGİ’dir. Ama başka surette karşına çıkınca bunu AŞK zannedersin. Özündeki sevgi kadardır karşısındakine aşkın!..

Oysa  gerçek aşkta  Çoğunlukla karşısındakinde, “O” nun  yüzünü göstermesinden gelir sevgi!..  Bazen de özünde görürsün yüzünü!…  Yunus Emre’nin de dediği gibi, ‘’Yaratılanı severim, Yaratan’dan ötürü’’ Çevremizde gördüğümüz her yaratım O’nun özüdür.  Sevdiğimiz insan O’nun yansımasıdır.  Sevdiğimizde, sevdiğimiz kişi aslında bizim içimizde var olan ve henüz açığa çıkaramadığımız  güzel yanlarımızdan başka bir şey değildir. insan kendi özünü bildiği zaman yaşar GERÇEK SEVGİYİ!…

Gerçek  “Sevgi” ; ‘O’nun ateşine pervane gibi atılıp; varlığını O’nda yitirmektir…  “ALLAH” der gerisini bırakırsın. “Allah var gayrı yoktur” artık…            

 

Aşk